Yemek borusu (özofagus) kanseri, boğazdan mideye uzanan yaklaşık 25 santimetrelik kas yapısındaki borunun iç yüzeyini döşeyen dokudan köken alan bir kanserdir. Bu hastalığın diğer sindirim sistemi kanserlerinden ayrılan en önemli özelliği, ilk ve en tipik belirtisinin yutma güçlüğü olmasıdır. Yemek borusu esnek bir organ olduğu için tümör büyümeye başladığında kanal bir süre açık kalır; yutma güçlüğü ortaya çıktığında kanalın önemli bir bölümü genellikle daralmış olur. Bu nedenle yutma güçlüğü, beklenip geçmesi umulacak bir yakınma değildir.
Bu sayfa; yemek borusu kanserinin belirtilerini, tanı ve evreleme sürecini, ameliyat öncesi tedavinin neden çoğu hastada gerektiğini, özofajektomi ameliyatının kapsamını, iyileşme dönemini ve ameliyattan sonra beslenme düzeninin nasıl değiştiğini hasta ve hasta yakını için anlaşılır biçimde anlatmayı amaçlar. Metindeki bilgiler genel bilgilendirme niteliğindedir; hangi tedavinin hangi hastaya uygun olduğu ancak endoskopi, görüntüleme ve patoloji sonuçları görülerek ve multidisipliner tümör konseyinde değerlendirilerek belirlenir. Prof. Dr. Vahit Onur Gül genel cerrahi uzmanıdır; Ankara Çankaya'daki Çukurambar kliniğinde sindirim sistemi cerrahisi alanında değerlendirme, planlama ve ameliyat sonrası takip yapmaktadır. Kanser ameliyatlarının genel çerçevesi ve tümör konseyinin işleyişi onkolojik cerrahi sayfasında ayrıca ele alınmıştır.
Yutma güçlüğü (disfaji) neden en önemli belirtidir?
Disfaji, lokmanın boğazdan mideye inerken takılması, göğüs ortasında durması ya da geçmek için su içme ihtiyacı doğurmasıdır. Yemek borusu kanserinde disfajinin çok tipik bir ilerleyiş sırası vardır ve bu sıra hastaların büyük bölümünde aynıdır:
- Önce katı gıdalar: et, ekmek kabuğu, pilav gibi lokmalar takılmaya başlar. Kişi genellikle farkında olmadan daha çok çiğnemeye, küçük lokma almaya ve yemek sırasında su içmeye başlar.
- Sonra yumuşak gıdalar: çorbaya batırılmış ekmek, kıyma, yumurta gibi gıdalar da zorlanmaya başlar. Bu aşamada kişi çoğu zaman beslenme alışkanlığını sessizce değiştirmiştir.
- En son sıvılar: su ve çorba içerken bile takılma hissi olur, ağızdan geri gelme (regürjitasyon) ortaya çıkabilir.
- Eşlik eden bulgular: istemli olmayan kilo kaybı, iştahsızlık, göğüs arkasında ağrı ya da yanma, yutkunurken ağrı, uzayan ses kısıklığı, kansızlığa bağlı halsizlik.
Bu sıralamanın altında yatan mekanik açıklama önemlidir: tümör yemek borusunun iç kanalını daralttıkça yalnızca daha küçük hacimli ve daha akışkan gıdalar geçebilir. Dolayısıyla katı gıdalardan sıvılara doğru ilerleyen bir yutma güçlüğü, kanalın giderek daraldığını gösteren bir işarettir. Kişinin yemek alışkanlığını fark etmeden yumuşak gıdalara kaydırması, yakınmanın hekime geç bildirilmesinin en sık nedenidir. Aile bireylerinin bu değişimi fark etmesi tanı zamanlaması açısından belirleyici olabilir.
Disfajinin her nedeni kanser değildir. Reflüye bağlı darlık, yemek borusu kaslarının kasılma bozuklukları (akalazya gibi), ilaçlara bağlı yaralanmalar ve iyi huylu darlıklar da benzer yakınma yaratır. Ancak bu ayrımı yakınmanın kendisi değil, endoskopi yapar. Bu nedenle kural nettir: nedeni belirsiz ve giderek artan bir yutma güçlüğü, kaynağı endoskopiyle gösterilene kadar ciddiye alınmalıdır.
Yemek borusu kanserinin iki ana tipi: skuamöz hücreli karsinom ve adenokarsinom
Yemek borusu kanseri tek bir hastalık değildir. Mikroskop altında iki ana tip ayırt edilir ve bu ayrım yalnızca akademik bir ayrıntı değildir: tipler farklı risk etkenleriyle ilişkilidir, yemek borusunun farklı bölümlerinde yerleşme eğilimi gösterir ve tedaviye verdikleri yanıt farklılık gösterebilir. Bu nedenle biyopsi sonucundaki tip bilgisi, tedavi planının kurulduğu ilk basamaklardan biridir.
| Özellik | Skuamöz hücreli karsinom | Adenokarsinom |
|---|---|---|
| Köken aldığı doku | Yemek borusunu normalde döşeyen yassı (skuamöz) epitel | Bez yapısında, salgı yapan epitel; sıklıkla Barrett özofagusu zemininde gelişir |
| Sık görüldüğü yerleşim | Yemek borusunun üst ve orta bölümü | Yemek borusunun alt bölümü ve mide ile birleştiği bölge (bileşke) |
| Öne çıkan risk etkenleri | Sigara ve yoğun alkol kullanımı; çok sıcak içeceklerin alışkanlık hâline gelmesi; beslenme yetersizliği | Uzun süreli reflü hastalığı, Barrett özofagusu, obezite, sigara |
| Reflü ile ilişkisi | Gösterilmemiştir | Güçlüdür; risk, yakınmanın süresi ve şiddetiyle birlikte artar |
| Tedavi planındaki yeri | Ameliyat öncesi kemoradyoterapiye yanıt oranı genellikle yüksektir | Bileşke yerleşimli olanlarda mide kanseri şemalarına yakın planlama gündeme gelebilir |
Bu iki tipin risk etkenlerinin gerçekten farklı olduğu, İsveç'te yürütülen ülke çapında bir vaka-kontrol çalışmasında açıkça gösterilmiştir. Tekrarlayan reflü yakınması olanlarda yemek borusu adenokarsinomu riski, yakınması olmayanlara kıyasla 7,7 kat (%95 güven aralığı 5,3-11,4) daha yüksek bulunmuştur; yakınma uzun süreli ve şiddetliyse bu oran 43,5'e (%95 GA 18,3-103,5) çıkmaktadır. Aynı çalışmada skuamöz hücreli karsinom ile reflü arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (olasılık oranı 1,1; %95 GA 0,7-1,9). Yani reflü, yemek borusu kanserinin yalnızca bir tipi için risk oluşturmaktadır.
Reflü ve Barrett özofagusu kansere dönüşür mü?
Bu, muayenede en sık sorulan sorulardan biridir ve cevabı hem güven verici hem de dikkat gerektiren iki parça içerir. Barrett özofagusu, uzun süreli mide asidine maruz kalan alt yemek borusu astarının, aside daha dayanıklı ancak mide tipine benzeyen bir dokuyla yer değiştirmesidir. Bu değişim adenokarsinom için bir zemin oluşturur; ancak Barrett saptanan kişilerin büyük çoğunluğunda hayat boyu kanser gelişmez.
Sayısal çerçeve, Danimarka'da 11.028 Barrett hastasının ulusal kayıtlar üzerinden izlendiği bir çalışmada verilmiştir: yıllık adenokarsinom riski %0,12 (%95 GA 0,09-0,15) bulunmuştur. Bu oran, o dönemde tarama kılavuzlarının dayandığı varsayılan %0,5 riskin belirgin biçimde altındadır. Aynı çalışmada Barrett hastalarında adenokarsinom görülme riski, genel nüfusa kıyasla 11,3 kat yüksek saptanmıştır. Bu iki bulgu birlikte okunmalıdır: göreli risk artmıştır, ancak tek bir kişi için yıllık mutlak risk düşüktür.
Pratikte bunun anlamı şudur: Barrett tanısı bir kanser tanısı değildir, ancak düzenli endoskopik izlem gerektiren bir durumdur. İzlemin sıklığı Barrett segmentinin uzunluğuna ve biyopside displazi (hücrelerdeki kanser öncesi değişiklik) bulunup bulunmadığına göre belirlenir; displazi yoksa aralıklar uzundur, displazi varsa hem aralık kısalır hem de endoskopik tedavi seçenekleri gündeme gelir. Danimarka çalışmasında displazi saptanmayanlarda adenokarsinom hızı 1.000 hasta-yılında 1,0 iken, düşük dereceli displazi saptananlarda 5,1 bulunmuştur. İzlem programınızın hangi aralıkla yürütüleceği size özeldir ve endoskopi ile patoloji sonuçlarınız görülerek belirlenir.
Tanı nasıl konur? Endoskopi ve biyopsi
Yemek borusu kanserinde tanının tek dayanağı dokudur. Yakınma, kan tahlili ya da tomografi kanser tanısı koymaz; yalnızca yönlendirir. Tanı basamağı iki işten oluşur:
- Üst sindirim sistemi endoskopisi: ince ve ucunda kamera bulunan bir cihazla yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağının içi doğrudan görülür. Tümörün yerleşimi, üst kesici dişlerden itibaren kaç santimetrede başladığı, uzunluğu ve kanalın ne kadar daraldığı kaydedilir. Bu ölçümler ameliyat planının doğrudan girdisidir.
- Biyopsi: şüpheli alandan alınan küçük doku parçaları patolojide incelenir. Kanser olup olmadığı, hangi tip olduğu ve gerektiğinde HER2, PD-L1 gibi belirteçler bu incelemeyle belirlenir. Bu belirteçler ilaç tedavisi seçeneklerini etkileyebileceği için tedaviye başlamadan önce istenir.
Endoskopi genellikle sakinleştirici (sedasyon) eşliğinde yapılır ve birkaç dakika sürer. İşlem sırasında gerekirse aynı seansta darlığın genişletilmesi ya da beslenmeyi sürdürmeye yönelik girişimler planlanabilir. Biyopsi sonucu genellikle birkaç iş günü içinde çıkar; ek boyama veya moleküler test gerekirse süre uzayabilir.
Evreleme: EUS, bilgisayarlı tomografi ve PET-BT
Tanı konduktan sonraki soru artık kanser olup olmadığı değil, hastalığın nereye kadar ilerlediğidir. Buna evreleme denir ve tedavi sırasının kurulması tamamen evreye bağlıdır. Yemek borusu kanserinde birbirini tamamlayan üç tetkik kullanılır:
- Endoskopik ultrasonografi (EUS): ucunda ultrason probu bulunan endoskopla yapılır. Tümörün yemek borusu duvarında hangi katmana kadar ilerlediğini (T evresi) ve çevredeki lenf bezlerinin durumunu (N evresi) en ayrıntılı gösteren yöntemdir. Gerektiğinde şüpheli lenf bezinden aynı işlemde iğne ile örnek alınabilir.
- Kontrastlı bilgisayarlı tomografi (BT): boyun, göğüs ve karın birlikte görüntülenir. Tümörün komşu yapılarla (soluk borusu, aort, omurga) ilişkisini ve akciğer, karaciğer gibi uzak organlarda yayılım olup olmadığını gösterir.
- PET-BT: vücudun tamamında metabolik olarak aktif odakları tarar. Görüntülemede fark edilmeyen uzak yayılımların saptanmasında ve ameliyatın gereksiz yere yapılmasının önlenmesinde rol oynar. Ayrıca ameliyat öncesi tedaviye alınan yanıtın değerlendirilmesinde kullanılabilir.
- Gerektiğinde eklenenler: soluk borusu ve bronşlara komşu üst yerleşimli tümörlerde bronkoskopi; seçilmiş olgularda karın içi yayılımı dışlamak için tanısal laparoskopi; ses tellerinin çalışmasının değerlendirilmesi.
- Ameliyata hazırlık değerlendirmesi: solunum fonksiyon testi, kalp değerlendirmesi, beslenme durumu ve kilo kaybının ölçülmesi. Yemek borusu ameliyatları göğüs boşluğunu ilgilendirdiği için akciğer rezervi kararın belirleyici parçasıdır.
Sonuçlar TNM sistemine göre birleştirilir: T tümörün duvardaki derinliğini, N bölgesel lenf bezi tutulumunu, M uzak organ yayılımını ifade eder. Bu üç bilginin bir araya gelmesiyle evre çıkar. Evreleme tetkiklerinin tamamlanması genellikle bir ila iki hafta sürer. Bu süre kaybedilmiş zaman değil, doğru sıralamayla tedaviye başlamak için gereken süredir; yanlış evrelenmiş bir hastada tedavi sırasının hatalı kurulması, birkaç günlük gecikmeden daha maliyetlidir.
Ameliyattan önce neden kemoradyoterapi verilir?
Yemek borusu kanserinde en sık şaşırtan nokta, tanıdan sonra doğrudan ameliyata gidilmemesidir. Erken evreli sınırlı tümörler dışında, lokal ileri hastalıkta önce kemoterapi ve radyoterapinin birlikte verilmesi (neoadjuvan kemoradyoterapi), ardından ameliyat yapılması yaygın uygulamadır. Bunun dört gerekçesi vardır: tümörü küçültüp temiz cerrahi sınırla çıkarılabilir hâle getirmek, çevre lenf bezlerindeki hastalığı azaltmak, kan yoluyla dağılmış olabilecek mikroskobik hücreleri erken hedeflemek ve tümörün tedaviye biyolojik yanıtını görüp sonraki planı buna göre kurmak.
Bu yaklaşımın dayanağı Hollanda'da yürütülen CROSS randomize çalışmasıdır. Çalışmada ameliyat edilebilir yemek borusu ve bileşke kanseri olan 366 hasta, ameliyat öncesi kemoradyoterapi ile ameliyat ya da doğrudan ameliyat kollarına ayrılmıştır. Kemoradyoterapi verilen kolda mikroskobik olarak temiz cerrahi sınır (R0) oranı %92, doğrudan ameliyat kolunda %69 bulunmuştur. Ameliyat sonrası komplikasyonlar iki kolda benzer, hastane içi ölüm oranı her iki kolda %4 olarak bildirilmiştir. En az beş yıllık izlemde ortanca genel sağkalım kemoradyoterapi kolunda 48,6 ay, doğrudan ameliyat kolunda 24,0 ay saptanmıştır. Aynı hastaların ortanca 147 ay (yaklaşık 12 yıl) izlendiği analizde 10 yıllık genel sağkalım oranları %38'e karşı %25 bildirilmiş, mutlak fark %13 olarak hesaplanmıştır.
Bu sonuçlar okunurken iki sınır gözetilmelidir. Birincisi, bunlar bir çalışma grubunun ortalama sonuçlarıdır; tek bir hastanın sonucunu öngörmez ve hiçbir tedavi kesin iyileşme güvencesi vermez. İkincisi, kemoradyoterapiye alınan yanıt hastadan hastaya değişir: kemoradyoterapi sonrası çıkarılan dokuda hiç canlı tümör hücresi kalmamış olan hastaların oranı CROSS çalışmasında %29 iken, bir bölüm hastada tümör küçülmez. Ayrıca mide ile yemek borusunun birleştiği bölgede yerleşen adenokarsinomlarda, kemoradyoterapi yerine ameliyat öncesi ve sonrası kemoterapi (perioperatif) şeması tercih edilebilir; bu yaklaşımın dayanağı olan FLOT4 çalışmasında perioperatif FLOT şeması, karşılaştırıldığı şemaya kıyasla genel sağkalımı uzatmıştır. Hangi şemanın uygulanacağı tümörün tipine, yerleşimine ve evresine göre medikal onkoloji ve radyasyon onkolojisi ile birlikte tümör konseyinde kararlaştırılır. Mide yerleşimli tümörlerdeki planlama farklılıkları mide kanseri sayfasında ayrıca anlatılmıştır.
Kemoradyoterapi tamamlandıktan sonra ameliyat hemen yapılmaz; dokuların toparlanması ve tedavi yanıtının yeniden değerlendirilmesi için genellikle birkaç haftalık bir ara verilir. Bu arada beslenme desteği, sigaranın bırakılması ve solunum egzersizleri ameliyata hazırlığın parçasıdır.
Özofajektomi ameliyatı nasıl yapılır?
Özofajektomi, yemek borusunun tümörlü bölümünün çevresindeki yağ dokusu ve bölgesel lenf bezleriyle birlikte çıkarılması ameliyatıdır. Yemek borusu çıkarıldıktan sonra sindirim yolunun yeniden kurulması gerekir; bunun için en sık mide kullanılır. Mide, kan dolaşımı korunacak biçimde uzun bir tüp hâline getirilir (gastrik tüp), göğüs boşluğuna doğru yükseltilir ve yemek borusunun kalan ucuyla birleştirilir. Mide kullanılamayacak durumlarda kolon ya da ince bağırsak segmenti ile rekonstrüksiyon seçenekleri gündeme gelir.
Ameliyatın hangi kesilerle yapılacağı tümörün yemek borusundaki seviyesine göre değişir:
| Yaklaşım | Kullanılan kesiler | Birleştirme (anastomoz) yeri |
|---|---|---|
| Ivor Lewis (iki alanlı) | Karın ve sağ göğüs | Göğüs boşluğu içinde |
| McKeown (üç alanlı) | Karın, sağ göğüs ve boyun | Boyunda |
| Transhiatal | Karın ve boyun (göğüs kafesi açılmadan) | Boyunda |
Bu ameliyatlar açık cerrahiyle yapılabileceği gibi, uygun seçilmiş hastalarda karın ve/veya göğüs aşaması kapalı (laparoskopik/torakoskopik) yöntemle de yürütülebilir. Kapalı yöntemin ölçülebilir katkısı özellikle akciğer komplikasyonları üzerinedir. Beş merkezli TIME randomize çalışmasında ameliyat sonrası ilk iki hafta içinde akciğer enfeksiyonu açık cerrahi grubunda %29, kapalı yöntem grubunda %9 bulunmuştur (göreli risk 0,30; %95 GA 0,12-0,76). Fransa'da yürütülen MIRO çalışmasında karın aşaması laparoskopik, göğüs aşaması açık yapılan melez (hibrit) yöntemde büyük komplikasyon oranı %36, tamamen açık yöntemde %64 saptanmış; üç yıllık genel sağkalım sırasıyla %67 ve %55 bildirilmiştir. Bu bulgular kapalı yöntemin her hasta için uygun olduğu anlamına gelmez: tümörün komşu yapılara ilerlediği, önceki ameliyatlara bağlı yoğun yapışıklık bulunan ve acil koşullarda ameliyat edilen hastalarda açık cerrahi tercih edilir. Yöntem seçimi tümörün yerleşimine, evresine ve hastanın genel durumuna göre yapılır.
Özofajektomi, genel cerrahinin en kapsamlı ameliyatlarından biridir; karın, göğüs ve kimi zaman boyun bölgesini birlikte ilgilendirir. Ameliyat süresi yaklaşımına ve tümörün yerleşimine göre değişir; yoğun bakım takibi ameliyat sonrası ilk günlerin olağan parçasıdır. Ameliyata özgü başlıca riskler birleştirme yerinden kaçak (anastomoz kaçağı), akciğer enfeksiyonu, ses telini çalıştıran sinirin etkilenmesine bağlı ses kısıklığı, kalp ritim bozukluğu ve göğüs boşluğunda lenf sıvısı birikmesidir (şilotoraks). Bu risklerin sizin için ne anlama geldiği, ameliyat öncesi görüşmede kişisel değerlendirmenizle birlikte konuşulur.
Ameliyattan sonra iyileşme süreci nasıl ilerler?
Yemek borusu ameliyatlarından sonraki bakım, ERAS (ameliyat sonrası hızlandırılmış iyileşme) protokolleriyle yürütülür; bu protokollerin özofajektomiye özel uluslararası uzlaşı metni yayımlanmıştır. Temel mantık, uzun süreli yatak istirahati ve aç bırakma yerine ağrının etkin kontrolü, erken hareket ve kademeli beslenmedir. Tipik akış şöyledir:
- İlk gün ya da günler: yoğun bakım veya yakın izlem koşullarında ağrı kontrolü, solunum fizyoterapisi, yatak içi hareket ve nefes egzersizleri.
- Erken dönem: yardımla ayağa kalkma ve kısa yürüyüşler. Akciğer komplikasyonlarını azaltmakta en etkili basamaklardan biri erken hareketlenmedir.
- Beslenmenin başlaması: birleştirme yerinin iyileşmesi beklenirken beslenme sıklıkla ameliyatta yerleştirilen ince bağırsak beslenme tüpü (jejunostomi) üzerinden sağlanır. Bu tüp kalıcı değildir; ağızdan beslenme yeterli hâle geldiğinde çıkarılır.
- Ağızdan beslenmeye geçiş: hekimin uygun gördüğü zamanda önce berrak sıvılarla başlanır, ardından sırasıyla sıvı, püre ve yumuşak gıdalara geçilir.
- Taburculuk ve kontrol: taburculukta beslenme planı, tüp bakımı ve yara bakımı ayrıntılı anlatılır; ilk kontrol genellikle taburculuktan sonraki ilk hafta içinde planlanır.
Ameliyattan sonra beslenme düzeni nasıl değişir?
Mide, yemek borusunun yerini almak üzere tüp hâline getirildiği için hem hacmi küçülür hem de görevleri değişir. Yemek borusu ile mide arasındaki kapak işlevi de ortadan kalktığından, yatar pozisyonda içeriğin geri kaçma eğilimi artar. Bu nedenle ameliyattan sonra beslenme, geçici bir diyet değil kalıcı bir düzen değişikliğidir. Uygulamada öne çıkan başlıklar şunlardır:
- Az miktarda, sık öğün: günde üç büyük öğün yerine altı-sekiz küçük öğün. Tek seferde alınan hacim, tolere edilebilen miktarla sınırlıdır.
- Yavaş yeme ve iyice çiğneme: lokmaların küçük tutulması ve uzun çiğnenmesi hem geçişi kolaylaştırır hem de tıkanma hissini azaltır.
- Dik pozisyonda yeme ve sonrasında dik kalma: yemekten sonra en az bir-iki saat uzanmamak, yatağın baş ucunu yükseltmek, gece yatmadan önceki son iki-üç saatte yememek.
- Sıvıların öğünden ayrılması: öğün sırasında fazla sıvı almak sınırlı hacmi doldurur; sıvıları öğün aralarına yaymak genellikle daha rahat tolere edilir.
- Damping tablosuna dikkat: şekerli ve yoğun karbonhidratlı gıdaların hızlı geçişine bağlı çarpıntı, terleme, halsizlik ve ishal görülebilir. Bu durumda şekerli içecek ve tatlıların azaltılması, öğünde protein ve lif payının artırılması önerilir.
- Kilo ve laboratuvar takibi: ilk aylarda kilo kaybı olağandır. Demir, B12 vitamini ve D vitamini düzeyleri izlenir; gerektiğinde destek verilir.
- Diyetisyen desteği: beslenme planının kişiye göre kurulması, ameliyat sonrası yaşam kalitesini doğrudan etkileyen basamaklardan biridir.
Zaman içinde alınabilen hacim çoğu hastada artar ve düzen oturur; ancak eski yeme alışkanlığına birebir dönüş beklenmemelidir. Yutmada yeniden zorlanma ortaya çıkarsa bunun nedeni her zaman hastalığın tekrarlaması değildir: birleştirme yerinde iyi huylu darlık gelişebilir ve endoskopik genişletmeyle çözülebilir. Bu ayrımı endoskopi yapar; yeni başlayan yutma güçlüğü ameliyattan sonra da hekime bildirilmelidir.
Ameliyattan sonra ek tedavi ve takip programı
Ameliyatla çıkarılan doku patolojide ayrıntılı incelenir: tümörün duvardaki derinliği, çıkarılan ve tutulmuş bulunan lenf bezi sayısı, cerrahi sınırın durumu ve ameliyat öncesi tedaviye alınan yanıtın derecesi raporlanır. Bu rapor, ameliyat sonrası tedavi kararının dayanağıdır ve tümör konseyinde değerlendirilir.
Ameliyat öncesi kemoradyoterapi almış, tümörü tam olarak çıkarılmış (R0), ancak patolojide canlı tümör hücresi kalmış olan hastalarda ameliyat sonrası bağışıklık tedavisi seçeneği gündeme gelebilir. CheckMate 577 çalışmasında bu tanıma uyan hastalarda bir yıl süreyle nivolumab verilmesi, hastalıksız sağkalımı plasebo koluna kıyasla uzatmıştır (ortanca 22,4 aya karşı 11,0 ay; nüks veya ölüm için tehlike oranı 0,69). Aynı çalışmada ilaca bağlı 3.-4. derece yan etki nivolumab kolunda %13, plasebo kolunda %6 bildirilmiştir; tedavi, yan etki nedeniyle nivolumab kolundaki hastaların %9'unda kesilmiştir. Yani ek tedavi kararı yalnızca beklenen fayda üzerinden değil, yan etki yükü de tartılarak verilir ve bu karar medikal onkolojiye aittir.
Takip programı, ameliyatın bitişiyle biten değil başlayan bir süreçtir. Genellikle ilk iki yıl daha sık, sonrasında aralıklar açılarak sürdürülür; muayene, kilo ve beslenme durumunun değerlendirilmesi, kan tetkikleri ve hekimin uygun gördüğü aralıklarla görüntüleme yapılır. Yakınmaya yönelik endoskopi de takibin parçasıdır. Kontrollerin aksatılmaması, hem hastalığın tekrarının hem de darlık ve beslenme sorunlarının küçükken fark edilebilmesi açısından önemlidir. Takip aralıklarınızın nasıl kurulacağı evrenize, patoloji sonucunuza ve aldığınız ek tedavilere göre kişiselleştirilir.
Her hastaya ameliyat yapılabilir mi?
Hayır. Ameliyat kararı üç ayrı sorunun birlikte yanıtlanmasıyla verilir: tümör teknik olarak tam çıkarılabilir mi, uzak organ yayılımı var mı ve hasta bu kapsamdaki bir ameliyatı kaldırabilecek durumda mı. Soluk borusu, aort gibi komşu yapılara ilerlemiş tümörlerde, uzak organ yayılımı bulunan hastalarda ve akciğer-kalp rezervi yetersiz olanlarda cerrahi ilk seçenek olmayabilir.
Ameliyatın uygun bulunmadığı durumlarda tedavi bitmiş sayılmaz; plan farklı basamaklarla kurulur. Özellikle skuamöz hücreli karsinomda, ameliyat yerine kemoterapi ve radyoterapinin birlikte uygulandığı kesin (definitif) kemoradyoterapi bir tedavi seçeneğidir. Ayrıca yutmanın sürdürülebilmesi için stent yerleştirilmesi, endoskopik genişletme ve gerektiğinde beslenme tüpü ile beslenme desteği gibi yaklaşımlar, hastanın yeme yeteneğini ve yaşam kalitesini korumaya yöneliktir. Uzak yayılımı olan hastalarda sistemik tedaviler uygulanır ve tümörün belirteç profiline göre seçenekler değişir. Erken evrede, yalnızca en iç katmanla sınırlı seçilmiş yüzeyel tümörlerde ise yemek borusu çıkarılmadan endoskopik rezeksiyon gündeme gelebilir; bu karar patoloji ve EUS bulgularının ayrıntılı değerlendirilmesini gerektirir.
Ankara'da değerlendirme için randevu ve hazırlık
Değerlendirme ve planlama görüşmeleri Ankara'da, ATM Plaza, Kızılırmak Mah. 1450. Sok. A Blok No:3/38 Kat:7, Çukurambar/Çankaya adresindeki muayenehanede yapılır. Ameliyatlar hastane koşullarında gerçekleştirilir. Görüşme için randevu sayfasındaki form kullanılabilir; ulaşım ve diğer bilgiler iletişim sayfasında yer alır.
İlk görüşmenin verimli geçmesi için yanınızda bulunması yararlı olan belgeler:
- Endoskopi raporu ve varsa endoskopi görüntüleri
- Biyopsi ve patoloji raporlarının aslı veya kopyası
- Son üç ay içinde çekilmiş BT, PET-BT veya EUS görüntüleri (CD ya da dijital kopya) ve raporları
- Düzenli kullanılan ilaçların listesi (özellikle kan sulandırıcılar)
- Varsa önceki ameliyatlara ait epikriz ve solunum fonksiyon testi sonucu
- Varsa daha önce alınmış tümör konseyi kararı ve uygulanmış kemoterapi/radyoterapi şemasının dökümü
- Güncel kan tetkiki sonuçları ve son altı aydaki kilo değişiminizin kaydı
Ödeme seçenekleri ve anlaşmalı kurumlar hakkında bilgi için kliniğimizle iletişime geçebilirsiniz.
Kaynaklar, tıbbi feragat ve içerik sorumluluğu
- Obermannová R, Alsina M, Cervantes A, ve ark. Oesophageal cancer: ESMO Clinical Practice Guideline for diagnosis, treatment and follow-up. Ann Oncol. 2022;33(10):992-1004. doi:10.1016/j.annonc.2022.07.003 (PMID: 35914638)
- Rustgi AK, El-Serag HB. Esophageal carcinoma. N Engl J Med. 2014;371(26):2499-2509. doi:10.1056/NEJMra1314530 (PMID: 25539106)
- van Hagen P, Hulshof MC, van Lanschot JJ, ve ark. Preoperative chemoradiotherapy for esophageal or junctional cancer. N Engl J Med. 2012;366(22):2074-2084. doi:10.1056/NEJMoa1112088 (PMID: 22646630)
- Shapiro J, van Lanschot JJB, Hulshof MCCM, ve ark. Neoadjuvant chemoradiotherapy plus surgery versus surgery alone for oesophageal or junctional cancer (CROSS): long-term results of a randomised controlled trial. Lancet Oncol. 2015;16(9):1090-1098. doi:10.1016/S1470-2045(15)00040-6 (PMID: 26254683)
- Eyck BM, van Lanschot JJB, Hulshof MCCM, ve ark. Ten-Year Outcome of Neoadjuvant Chemoradiotherapy Plus Surgery for Esophageal Cancer: The Randomized Controlled CROSS Trial. J Clin Oncol. 2021;39(18):1995-2004. doi:10.1200/JCO.20.03614 (PMID: 33891478)
- Al-Batran SE, Homann N, Pauligk C, ve ark. Perioperative chemotherapy with fluorouracil plus leucovorin, oxaliplatin, and docetaxel versus fluorouracil or capecitabine plus cisplatin and epirubicin for locally advanced, resectable gastric or gastro-oesophageal junction adenocarcinoma (FLOT4): a randomised, phase 2/3 trial. Lancet. 2019;393(10184):1948-1957. doi:10.1016/S0140-6736(18)32557-1 (PMID: 30982686)
- Kelly RJ, Ajani JA, Kuzdzal J, ve ark. Adjuvant Nivolumab in Resected Esophageal or Gastroesophageal Junction Cancer. N Engl J Med. 2021;384(13):1191-1203. doi:10.1056/NEJMoa2032125 (PMID: 33789008)
- Biere SS, van Berge Henegouwen MI, Maas KW, ve ark. Minimally invasive versus open oesophagectomy for patients with oesophageal cancer: a multicentre, open-label, randomised controlled trial. Lancet. 2012;379(9829):1887-1892. doi:10.1016/S0140-6736(12)60516-9 (PMID: 22552194)
- Mariette C, Markar SR, Dabakuyo-Yonli TS, ve ark. Hybrid Minimally Invasive Esophagectomy for Esophageal Cancer. N Engl J Med. 2019;380(2):152-162. doi:10.1056/NEJMoa1805101 (PMID: 30625052)
- Lagergren J, Bergström R, Lindgren A, Nyrén O. Symptomatic gastroesophageal reflux as a risk factor for esophageal adenocarcinoma. N Engl J Med. 1999;340(11):825-831. doi:10.1056/NEJM199903183401101 (PMID: 10080844)
- Hvid-Jensen F, Pedersen L, Drewes AM, Sørensen HT, Funch-Jensen P. Incidence of adenocarcinoma among patients with Barrett's esophagus. N Engl J Med. 2011;365(15):1375-1383. doi:10.1056/NEJMoa1103042 (PMID: 21995385)
- Shaheen NJ, Falk GW, Iyer PG, ve ark. Diagnosis and Management of Barrett's Esophagus: An Updated ACG Guideline. Am J Gastroenterol. 2022;117(4):559-587. doi:10.14309/ajg.0000000000001680 (PMID: 35354777)
- Low DE, Allum W, De Manzoni G, ve ark. Guidelines for Perioperative Care in Esophagectomy: Enhanced Recovery After Surgery (ERAS) Society Recommendations. World J Surg. 2019;43(2):299-330. doi:10.1007/s00268-018-4786-4 (PMID: 30276441)